Bireysel terapi ya da bireysel psikoterapi, danışan ile terapist arasında birebir şekilde gerçekleştirilen, psikolojik değerlendirme ve psikoterapötik müdahalelerin kullanımı gibi süreçleri içeren ve danışanın şikayetlerinin konu alındığı, danışan ve psikoterapist arasındaki güven ilişkisine dayanabilir psikoterapi türüdür.. Psikoterapi ruhsal sorunların tedavisinde etkin olduğu gibi kişilerin kendini geliştirmesi, olumsuz düşünce ve davranışlarına dair farkındalık kazanma ve bunlar üzerinde değişiklik sağlamak amacıyla başvurabileceği bir yöntemdir.
Bireysel psikoterapiden yararlanılan başlıca ruhsal sorunlar şunlardır:
Depresyon
Depresyon, sürekli bir üzüntü ve ilgi kaybına neden olan bir duygu durum bozukluğudur. Depresyondaki bireyler günlük aktivitelerini gerçekleştirmekte birtakım zorluklar yaşayabilmektedir. Eskiden keyifle yapılan aktivitelere karşı ilgi kaybı, keyifsizlik, değersizlik ve suçluluk duyguları ve buna eşlik eden umutsuzluk ve karamsarlık görülmektedir. Bu nedenle depresyondaki bireyler motivasyon kaybı yaşayarak geleceğe dair hedef belirlemekte zorlanmaktadır. Ve bu nedenlere bağlı olarak işlevselliğini kaybetmektedir.
Depresyonu yalnızca keyifsizlik olarak değerlendirmek yanlıştır. Depresyon insan hayatını etkileyen önemli bir hastalık olmakla beraber psikoterapi ve gerekli görüldüğü durumda ilaç desteği ile tedavi edilemebilmektedir.
Kaygı Bozukluğu
Kaygı yaşamın normal bir parçasıdır, bazı durumlarda kaygı yaşamak olağandır. Herkes günlük yaşam içerisinde farklı konulara dair kaygılar yaşayabilmektedir.
Kaygı, bir ölçüde günlük sorunlarla baş edebilmek için hazırlıklı olmayı ve bir tehlike durumunda da hızlı karar vermemizi ve hayatta kalmamızı sağlar. Normalde bu tür kaygı hafiftir ve baş edilebilir düzeydedir. Ancak kaygının seviyesi sürekli ve yoğun bir şekilde devam ediyor ise bu durum anksiyete bozukluğuna kapı açmaktadır. Anksiyete bozukluğu olan kişilerde nefes darlığı, sıcak/soğuk basması, mide ve bağırsak şikayetleri, kas ağrıları, huzursuzluk, her an kötü bir şeyler olacağı duygu, odaklanma ve konsantrasyon zorlukları ve aşırı evham sık sık görülebilmektedir.
Kaygının tek bir nedeni yoktur. Genetik, biyolojik, çevresel ve psikolojik birçok faktörün etkileşimi sonucunda gelişebilir. Kaygı bozuklukları, bozukluğun türüne, kişinin yaşamı üzerindeki etkisinin şiddetine ve diğer öznel durumlarına göre sadece psikoterapiyle tedavi edilebileceği gibi, psikoterapiye eşlik eden ilaçlar kullanılarak da tedavi edilebilmektedir.
Obsesif – Kompulsif Bozukluklar
Bir diğer adı saplantılı – takıntılı düşünceler olan ve sıklıkla çocukluk çağında başlayan; kişinin iradesi dışında aniden gelen, zihni meşgul eden, rahatsız edici olarak değerlendirilen tekrarlayıcı düşünceler ve dürtüler olarak tanımlanan kronik seyirli bir hastalıktır. Obsesyonlar olarak ortaya çıkan istenmeyen düşünceleri azaltmak amacıyla kişiler birtakım davranışlar geliştirir, bu davranışlar da kompulsiyon olarak adlandırılır. Obsesif – kompulsif bozuklukların birçok tipi vardır. Bunlardan bazıları; cinsel obsesyonlar, dini obsesyonlar, simetri-düzen obsesyonları, şüphe obsesyonları, bulaştırma obsesyonlarıdır.
Obsesif – Kompulsif Bozukluğun nedeni tam olarak anlaşılmış almamakla beraber biyolojik ve çevresel faktörler ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Kişilik yapısı olarak titiz, kuralcı, ayrıntıcı, mükemmeliyetçi özelliklere sahip olan kişiler bu bozukluğa daha yatkın olduğu görülmektedir. Obsesif – kompulsif bozukluğun türüne, kişinin yaşamı üzerindeki etkisinin şiddetine ve diğer öznel durumlarına göre sadece psikoterapiyle tedavi edilebileceği gibi, psikoterapiye eşlik eden ilaçlar kullanılarak da tedavi edilebilmektedir.
Yeme Bozukluğu
Yeme bozukluğu, kişinin sağlığına zarar verecek şekilde beslenmesi ya da beslenememesi durumunu kapsamaktadır. Yeme bozukluğu kişinin yalnızca beslenme düzenini değil günlük yaşamını etkileyen bir hastalıktır. Yeme Bozukluğu; kendi içerisinde Anoreksiya Nervoza, Bulumiya Nervoza ve Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu, Pika, Geri Çıkarma Bozukluğu, Kısıtlı Yiyecek Alımı Bozukluğu, Gece Yemek Yeme Bozukluğu olarak kendi içinde ayrılmaktadır. Kendi içerisinde farklılık göstermekle beraber ortak noktası duygusal problemler ve benlik saygısının düşük olmasıdır. Yeme Bozuklukları, bir anda aşırı yemeye başlanması ya da tüketmesi gereken miktarın çok altında ya da hiç denecek kadar az yiyecek tüketilmesi, yemek sonrası kumsa ya da yemek sonrasında ağır fiziksel antremanlar yapma davranışları şeklinde kendini göstermektedir. Hastalığın ilerlemesi beraber bu kişilerde hormonel bozukluklar, organ hasarları, kardiyak aritmeler, osteoporoz, kas erimesi gibi sağlık sorunlarına sebebiyet vermektedir.
Yeme bozuklukları tedavisinde uzman psikolog ve psikiyatri ile tedaviye başlanmaktadır. Bununla beraber aile tedavi sürecine dahil edilerek psiko-eğitim görüşmeleri yapılmaktadır.
Bağımlılık (Alkol / Madde / Kumar vb.)
Bağımlılık; bir maddenin ruhsal, fiziksel ya da sosyal sorunlara yol açmasına rağmen, alımına devam edilmesi, bırakma isteğine karşılık bırakılamaması ve maddeyi alma isteğinin durdurulamaması olarak tanımlanmaktadır. Bağımlılık davranışının nedenleri arasında biyolojik, sosyal, Psikolojik ve genetik etmenler bulunmaktadır ancak bağımlılık davranışını tek bir nedenle açıklamak doğru değildir. Maddenin tasarlandığından daha uzun ve yüksek miktarlarda alınması. madde kullanımını denetlemek ya da bırakmak için yapılan ama boşa çıkan sürekli çabalar, maddeyi sağlamak, kullanmak ya da bırakmak için çok zaman harcamak, madde kullanımı için çok büyük bir istek duymak veya kendini zorlanmış hissetmek, tekrar eden kullanım sonucu (işte, okulda, evde) sorumluluklarını yerine getirememek, olumsuz etkilerine rağmen (toplumsal ve kişiler arası sorunlar) kullanıma devam etmek bağımlılığın başlıca tanı kriterlerindendir. Bağımlılığın tedavisinde bireysel terapi önemli bir rol oynamaktadır. Bununla beraber grup terapileri de tedaviyi destekleyici niteliktedir.
Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)
Kişiyi aşırı korkutan, dehşet içinde bırakan ve çaresizlik duygusu yaratan, beklenmedik olayların oluşturduğu etkiler ruhsal travma olarak tanımlanmaktadır. Afetler, saldırılar, kazalar, şiddet olayları veya taciz ruhsal travmaya yol açan olaylar arasında yer almaktadır. Ruhsal travmalardan sonra travma sonrası stres bozukluğu sıkça görülen bir hastalıktır. Travma sonrası stres bozukluğunda uykusuzluk, kabus, ruhsal travma yaratan olayların rahatsız edici şekilde hatırlanması ve tekrar edileceğine dair kaygı, olayı hatırlatan durumlardan kaçınma davranışı görülmektedir.
Travmatik deneyimlerin kişiden kişiye farklılık göstermesi nedeniyle travma sonrası stres bozukluğu tedavisinde eğitim ve deneyimli bir uzman ile bireysel psikoterapilerin etkili olduğu görülmüştür.

Add Your Comment



    en_USEnglish